Duyurular

İsmini Arayan Çocuk

Ele Alınan Sorunlar              :           Özgüven

Uygulanabilecek Yaş Grubu :           6-12

Eski çağlardan birinde, yüce dağların ardında, yemyeşil bir vadinin üzerine kurulmuş, bereketli topraklarını ekip biçerek geçinen ve içinde mutlu insanların yaşadığı bir köy varmış.

Bu köy geleneklerine çok bağlıymış. Köyde dünyaya gelen çocuklara 7 yaşına kadar isim konulmaz, bütün çocuklar “oğlum” ya da “kızım” diye çağırılırlarmış. 7 yaşına geldiklerinde ise o ana kadar yaptıklarından, yaşadıklarından yola çıkılarak bir isim konulurmuş.

Bahar aylarına doğru bu köyde mutluluk daha da artarmış. Çünkü her yıl Nisan ayının 23. günü 7 yıl önce doğan tüm çocuklar için şenlikler yapılır, isimleri konur ve hayatları boyunca bu isimle anılırlarmış.

Çocuklar 23 gün boyunca kendilerine konulacak en uygun ismi ararlar ve bunun için köydeki büyüklerinden de fikir alırlarmış.

Oğlan çocuğu/Kız çocuğu da çok heyecanlıymış çünkü o da o sene isim alacak çocuklardan biriymiş. Kendine en uygun ismi bulmak için gerekirse bütün köyü dolaşmaya kararlıymış.

O sabah erkenden uyanmış ve ilk iş olarak köyün fırıncısına gitmiş. Fırıncı fırının başında sıcaktan buram buram terlerken onu görüp gülümsemiş. Fırıncının önereceği ismi çok merak ediyormuş.

Fırıncı :

  • “ Sen tanıdığım en sevimli çocuksun. Senin gülen yüzün bu fırının sıcaklığını unutturup içimi serinletti. O yüzden senin adın Su olsun.” demiş.

Çocuk Fırıncıdan çıkıp köyün yaşlı dedesine gitmiş. Yaşlı dede sobanın başına oturmuş ayaklarını ısıtıyormuş. Çocuğu görünce gözlerinin içi gülmüş ve ;

  • “ Sen tanıdığım en cana yakın çocuksun. Gülümsemen en az bu sobanın ateşi kadar içimi ısıtıyor. O yüzden senin adın Ateş olsun.” demiş.

Çocuk Bilgenin yanından ayrılıp Demirciye doğru yönelmiş. Demirci dükkânında alev alev yanan ateşin başına geçmiş, ter içinde demir dövüyormuş.

Demirci çocuğa dönüp;

  • “Sen tanıdığım en uslu çocuksun. Ben bu ateşin başında buram buram terlerken bile sen kapıda göründüğünde içim serinledi. O yüzden senin adın Su olsun.” demiş.

Çocuk Demircinin de yanından ayrılmış ve köyün aşçısına gitmiş. Aşçı ocağın başında neşeyle köyün akşam yemeğini pişiriyormuş. Çocuğun geldiğini görünce ona bakıp gülümsemiş.

  • “Sen tanıdığım en tatlı çocuksun. Dünyanın en güzel sebzeleri ateşte pişerek tat kazanır. Sen de bizim hayatımıza tat katıyorsun. O yüzden senin adın Ateş olsun.” demiş.

Oğlan/Kız çocuğu kapı kapı dolaşmaktan yorulmuş ve duvar dibine oturarak düşünmeye başlamış. Tam o sırada köyün Bilge Dedesi gelmiş ve çocuğa seslenmiş:

  • Ne düşünüyorsun kara kara…
  • “Adımı arıyorum Bilge Dede…” demiş çocuk. Sıcaktan bunalmış fırıncı ve demirci su, ateşe hasret yaşlı dede ve aşçı ateş dedi. Herkes kendi ihtiyacına göre bana bir isim koymak istedi. Sanırım ben isimsiz kalacağım.

Bilge Dede’nin yüzünde bir gülümseme belirmiş ve çocuğun başını okşayarak:

  • Bak oğlum/kızım…insanlar seni görmek istedikleri gibi görürler, hepsi kendilerine göre senin en belirgin özelliğinle seni anmak isterler. Mesela senin için annen güzel bir melek, baban güçlü bir yiğit, öğretmenin tanıdığın en bilge kişi ama onların adları ne Melek, ne Yiğit ne de Bilge değil mi? O zaman asıl önemli olan, sen nasıl birisin ve nasıl biri olmak istiyorsun buna karar vermelisin ve adını sen koymalısın. demiş.

Çocuk Bilge Dede’ye hayranlıkla bakıp;

  • Özgür, benim adım Özgür olmalı demiş.

 

Her türlü hakkı Uzm.Ped.Hakan Emanetoğlu’na aittir. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

designed by Elma Web Tasarım Stüdyosu | Tüm Hakları Saklıdır. ©2020 hakanemanetoglu.com